Mermerin Doğuşu
Elmas, soyunup kendi
pırıltısını çizer geceye
Bir geyiğin
boynuzlarıyla yırtılmış o karanlık perdeye
Düşünce kan, mermere
yapışır tortu ve sessiz
Bir çığlığı
andıran gözlerinde canlanır zaman,
Milât!
iri kuş resimleri dökülmüş dallarından.
ipeğin
şarkısı bu, kentin dar sokaklarını dolduran hüzün
Asılı
kalmış gibi örülen, karanlığın ortasına ve
boşaltıp bütün
Yalnızlıkları... susuz çöl gecelerine
açılan kapı
Şimdi şuracıkta ölen ve yeniden dirilen zaman.
Ben mermerin
doğusuna gittim. Orada büyük tapınakların
Çıplak bedenleriyle
seviştim, o sıcak otların arasında
Ölümün gizli
pınarlarıyla beslenen. Bir yeraltı
Bir mağra
şehveti. Zamanı tüketen aynalarda,
İnce
tabakalarını gördüm gövdemin
Ve dağılan
pullarını, korkuyla uçuşan rüzgârda.
Ben mermerin
doğusuna gittim. Orada eski bir
Suriyeli
tacirin Çin'den getirdiği baharat, misk ve tarçın
Kenevir, afyon ve bir Hintli
kadının siyah
Gözlerini andıran ipek yollarının
Kesiştiği o uzak ülkede ölmek
için
.
Ağır atlaslar, diba, nakış, suya
işlenen sim
Harami geçitlerinde pusuya yatmış isim
Savaşlar, ölümler, zenginlik ve talan
Gecenin
bulutları dağılınca dumansı
Ve yeşil sarıklı bir peygambere benzeyen zaman.
Elmas!
çeviriyorum işte sayfalarını
Uzakta, ağır yürüyen bir
kervanın geceye çıkan adımları
Yahudiler korosu, Nil'in
karanlık suları
İsa'yı gösteren el, eski bir korsan
şarkısı
Mesnevi'den ardakalan yitik bir hüzün,
Doğu'nun tarihi: zenginlik ve talan
Milât!
ıri kuş resimleri dökülmüş dallarından.
ipeğin
şarkısı bu, kendini solduran ışık
Ayın laneti,
şimdi bütün tepelerde
Ve vadinin derin yamaçlarında
Suyun öpüşen sesi,
kayalıklarla.
Sen ey kente doğru koşturan
atlı! ışıklara, yalancı ışıklara...
Cesaretin,
kırılgan bir billura benzeyen penceresinden geç
Ve dön git kendi
karanlığına.