Kitap Türküsü

II 

canım 
sana bu mektubu 
gözlerim dolu 
yüreğim paramparça yazıyorum 
eline geçmeyecek biliyorum 
tepeden tırnağa kedere battığım şu saat 
bilmek yetmiyor fakat 

zulüm kanlı bir kene gibi başımda 
korkunç bir işkence sonrası 
    uzun sakallarımla oturduğum 
                dört ayaklı masamda 
ne karanfil kokulu bir hemşirenin çebine benzeyen zarfım 
ne zarfın gül yüzüne kösnül bir öpücük gibi konduracak pulum 
ne de sigara kağıtlarının dar boyutlarında başıboş 
                                                                        bir hoş 
                                                                        koşturacak kalemim var 
yokluk özrümü kabul etmiyor 
satır satır karıştı kanıma bir kere kitap 
ve ben metris direnişi içinden gözlerimi ısırarak 
                                elimi kanlı etime basarak 
                                                yazıyorum bu mektubu 
dur canım 
hemen kaynayıp kabarmasın yüreğin 
bu yazdıklarım 
            yazacaklarımın ne ilki 
                                                ne sonu 
sarı saçlarını omzuna vurup 
                okuyamayacaksan mektubumu 
    derim ki sana 
        sardunya kokulu balkonun kapısını aç 
                                dağlar bir serin 
                                dağlar bir derin 
                                            bir rahat 
iyi dinlemeli dağları 
kulak basıp dinler gibi tepinen karnını bir kadının 
duyuyor musun çatırdıyor 
        nerde bir zincir varsa kolunda insanın 
belki bu ses 
parıldayan otuziki diş afrika karasında 
bu ses belki 
dehşetli güzel bir özlemle beklediğimiz haberi 
        melez avuçlarından üfüren 
        salvadorlu kardeşlerimin sesi 
belki kim.ilir fakat hayır neden olmasın 
bu ses bizim dağlarımızın sesidir 
bizim dağlarımız kendi esintesiyle savrulan genç kızlarımıza benzer 
ve bizim kızlarımız 
korkunç bir sabırla tutuşan bacaklarını gizler 

gün gelir güneşli günlere yaslanarak 
sıyırırlar eteklerini bellerine kadar 
bir anda 
birdenbire bacakları arasından 
onbinlerce çocuk taşar kente 
düşün 
bir anda 
bir-den-bire 
ülkemizde çocuk taşkını. 

neyse canım 
yaralıyım 
kanım azaldı 
benzim bir güz yaprağı gibi sarardı 
oysa sana anlatacaklarım 
            anlatamadıklarım kadar çok 
sözü uzatmaya gerek yok 
dinle iki gözüm 
yüreğinle kafanla dimdik dinle 
yıl 1933 
10 masıy berlin 
berlin'de faşizm kol geziyor 
berlin sokaklarından yüzbinlerce kitap 
                    opera alanı'na akıyor 
kitaplar yakılıyor 
kitaplar be 
kitaplar 
kitaplar hiroşimalı çocuklar 
gibi yakılmazdan önce 
sermayenin gamalı uşağı goebels 
berlin üniversitesi önünde 
kırkbin kişiye söylev verdi: 
"alman düşmanlarının kitaplarını yakan ateeş 
yüreklerinizde vatan sevgisini tutuştursun..." 
ve faşizm 
dumanında boğulacağını bile bile 
aç bir kurt gibi indi kitapların üstüne 

1933 yılında 
berlin opera alanı'nda 
kitaplar yakılacaktı 
inaçtı yağıyordu yağmur 
koyu mavi gök delirmiş 
yığıyordu öfkesini bulut bulut 
ve hitler ve flick ve krupp 
yani açlık yani savaş yani faşizm 
oysa benim 
ne berlin üniversitesi kapısından girmişliğim 
ne opera alanı'nı sarsarak gezmişliğim 
ne de bir hücre evinde kahrolarak 
            goebles'i dinlemişliğim var radyodan 
gene de mümkün değil acısını duymamak 
buruşup kalıyor ağzımda bak 
    sana söylemek istediğim en güzel söz 
bir düşün 
kırkbin insan 
kırkbin çift el 
                    ayak 
                                göz 
bu söylevi ağzı açık dinledi 
karşı yapının beşinci katında 
            genç bir soprano inledi 
berlin berlin olalı 
böyle kanlı bir gün görmedi 

o günden bugüne 
senin yaşın benim yaşım 
artı çocuk yaşı zaman geçti 
geçmedi fakat faşizmin korkusu 
çöreklenmiş toprağıma etime 
kanımı emiyor sürgit 
kanımda boğulacak 
itoğlu it 

.....