İstanbul Cezaevi

İstanbul'da, Tevkifane avlusunda 
Sevgilim 
Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime 
Memleketimi seviyorum 

İstanbul'da, Tevkifane avlusunda, 
güneşli bir kış günü, yağmurdan sonra, 
bulutlar, kırmızı kiremitler, duvarlar ve benim yüzüm 
yerde, su birikintilerinde kımıldanırken, 
ben, nefsimin ne kadar cesur, ne kadar alçak, 
ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa 
hepsini taşıyarak : 
dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm... 

1939 Şubat İstanbul Tevkifanesi 


Sevgilim, 
başlar önde, gözler alabildiğine açık, 
yanan şehirlerin kızıltısı, 
                                        çiğnenen ekinler 
                                        ve bitmez tükenmez ayak sesleri : 
gidiliyor. 
Ve insanlar katlediliyor : 
                                        ağaçlardan ve danalardan 
                                                                                daha rahat 
                                                                                daha kolay 
                                                                                daha çok. 

Sevgilim, 
bu ayak sesleri, bu katliâmda 
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu, 
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden 
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan 
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman... 


Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime, 
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum. 
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen 
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı 
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için. 
Dünyayı dolaşmak, 
görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim. 
Halbuki ben 
yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa yolculuğumu. 
Mavi pulu Asya'da damgalanmış 
                                                                    bir tek mektup bile almadım. 
Ben ve bizim mahalle bakkalı 
ikimiz de kuvvetle meçhulüz Amerika'da. 
Fakat ne zarar, 
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar 
her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var. 
Dostlar ki bir kerre bile selâmlaşmadık 
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz. 
Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar 
                                                                kanlarına susamışım. 
Benim kuvvetim : 
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır. 
Dünya ve insanları yüreğimde sır 
                                                ilmimde muamma değildirler. 
Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden, 
büyük kavgada 
                                    açık ve endişesiz 
                                                                        girdim safıma. 
Ve dışında bu safın 
                            toprak ve sen 
                                            bana kâfi gelmiyorsunuz. 
Halbuki sen harikulâde güzelsin 
                                            toprak sıcak ve güzeldir. 



Memleketimi seviyorum : 
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. 
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı 
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. 

Memleketim : 
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, 
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları 
benim o kendi kendinden bile gizleyerek 
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. 

Memleketim. 
Memleketim ne kadar geniş : 
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. 
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. 
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum 
ve güneye 
pamuk işleyenlere gitmek için 
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye 
                                                                    utanıyorum. 

Memleketim : 
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, 
kavak 
                söğüt 
                                ve kırmızı toprak. 

Memleketim. 
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven 
                                                                                    alabalık 
                            ve onun yarım kiloluğu 
                                                pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla 
                                                                            Bolu'nun Abant gölünde yüzer. 

Memleketim : 
Ankara ovasında keçiler : 
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. 
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un. 
Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması, 
zeytin 
            incir 
                        kavun 
ve renk renk 
                                        salkım salkım üzümler 
ve sonra karasaban 
ve sonra kara sığır 
ve sonra : ileri, güzel, iyi 
                                                        her şeyi 
                    hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır, 
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım 
                                                    yarı aç, yarı tok 
                                                                                yarı esir...