Eski Nine

Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne 
var mıdır 
ölüm yok eder göç değiştirir 
kendisi kalamaz kimse 
sarp ve suskun ninelerden başka 
onlar kimi zaman sırtlarında 
kimi zaman sımsıkı kucak 
hala evin bebelerini avutmada 

kimse kendi gibi kamamıştır 
o seven sevilen amca 
döner birgün apansız, bırakılan kente 
herkesin doğduğu evi haraç mezat 
açmıştır izinsiz eski sandığı 
artık başkasının olan evin avlusunda 
tüccarı değildir bilemez nesi kaç para 
sedef nalın, oyma kutu 
fildişi tahta kehribar 
tarak toka 
mum bebeği kızın, armağan çıngırak, ilk elbise 
(naylon girmemişti daha saf hayatımıza) 

sonra görülecektir 
birinin evinde mor fanussuz lamba 
ötekinde mor fanus (ah yağma) 
arar lambayı fanus fanusu lamba 
uzağında sahibinin 
kirlenir porselen kırılır sırça 

mor ipekten kenarıydı bir kırlentin 
moru solmuş ipek ezilme derdinde 
anılarından utanan çocuk 
yaşlanınca şaşar kendine 
sözcükler dizerek barışır diliyle 
söyler, anlaşılır